Zafer Partisi Düzce İl Başkanlığı’ndan Kıbrıs ve Doğu Akdeniz Vurgusu
Zafer Partisi Düzce İl Başkanlığı, Kıbrıs ve Doğu Akdeniz’de yaşanan gelişmelere ilişkin dikkat çeken bir açıklamada bulundu.

DMHA DÜZCE- Açıklamada,SİZ EKMEK DERDİYLE “MEŞGUL EDİLİRKEN”, ARKA SOKAKLARDA (!) NELER OLUYOR?
Zafer Partisi olarak gün gün anlatacağız!
Kıbrıs ile başlayalım…
Kıbrıs, stratejik konumu ve zengin doğal kaynakları nedeniyle tarih boyunca bölgesel bir gerilim odağı olmuştur. Adadaki Türk ve Rum toplulukları, 1960’ta bağımsızlığa kavuşsa da yönetimsel anlaşmazlıklar kısa sürede çatışmalara dönüşmüştür. 1963’te başlayan olaylar ve özellikle Rumların “Kanlı Noel” saldırıları, EOKA gibi Rum milliyetçi örgütlerin Kıbrıs Türklerine yönelik sistematik ve kanlı eylemleriyle tarihe geçmiştir.
Yüzlerce Türk hayatını kaybetmiş, köyler yerle bir edilmiş, toplum derin bir travma yaşamıştır. Bu tarihsel hafıza, Kıbrıs Türk tarafının bugün hâlâ güvenlik ve egemenlik hassasiyetinin temelini oluşturmaktadır.
1974 müdahalesi, bu güvenlik ihtiyacının doğrudan bir sonucu olarak ortaya çıkmış ve adada fiili iki toplumlu bir yapı oluşmuştur. Ancak Rum tarafı, geçmişteki saldırıların yarattığı adaletsizlikleri göz ardı ederek bugün de tek taraflı enerji politikaları ile güvendiği sömürgeci AB ve ABD’ye güvenerek aynı fütursuzca saldırılarını sürdürmektedir.
Doğu Akdeniz’de keşfedilen zengin doğal gaz rezervleri, Rum tarafı için yeni bir stratejik güç ve diplomatik araç haline gelmiştir. Rum Yönetimi, Mısır, Yunanistan ve İsrail ile yaptığı iş birlikleri sayesinde, hem ekonomik hem de jeopolitik avantaj elde etme politikası gütmektedir. Bu ülkeler aracılığıyla enerji şirketlerini projelerine dahil eden Rumlar, doğal gazın Avrupa pazarına taşınmasını sağlarken, bölgedeki deniz yetki alanlarını ve diplomatik ağırlığını güçlendirme peşindedir.
İsrail’in desteği, özellikle enerji güvenliği ve bölgesel nüfuz açısından kritik; Mısır ise gazın sıvılaştırılması ve yeniden ihracat için merkez konumunda bulunmaktadır.
Türkiye Cumhuriyeti ve KKTC ise bu duruma itiraz etmektedir. Doğal kaynaklar adanın ortak mülkiyeti olarak görülürken, Rumların tek taraflı sondaj faaliyetleri ve diğer sömürgecilik faaliyetleri içindeki devletler ile iş birlikleri “haklı olarak” hukuka aykırı olarak değerlendirilmektedir.
KKTC sınırları içinde kalan ve Türkiye’nin kıta sahanlığıyla çakışan deniz alanlarında Türk tarafının açık hak iddiaları bulunuyor; bu alanlarda Türkiye Cumhuriyeti ve KKTC’nin doğrudan arama ve sondaj hakları vardır. Ancak Rum tarafının uluslararası destekle yürüttüğü projeler, KKTC ve Türkiye Cumhuriyeti’nin bu haklarını fiilen gasp etmekte ve engellemektedir. Bu durum, geçmişte yaşanan haksızlıkların günümüzde enerji politikaları üzerinden tekrar edilmesini ortaya çıkarmıştır bu da Türk tarafının güvenlik endişelerini derinleştirmektedir.
Kıbrıs meselesi artık sadece tarihsel bir çatışma değil, aynı zamanda enerji ve jeopolitik çıkarlar üzerinden şekillenen yeni bir gerilim alanı haline gelmiştir.
Rum tarafının tek taraflı enerji politikaları, Türk ve Kıbrıs Türklerinin haklarını ihlal etmekte, bölgesel istikrarı tehdit etmektedir. Türkiye Cumhuriyeti’nin ve Kıbrıs Türklerinin tutumu, hukuka, ortaklığa ve adil paylaşım ilkesine dayanan bir çözüm arayışıdır.
Kalıcı çözüm, yalnızca tarafların eşit haklarını tanıyan, uluslararası hukuka saygılı ve sürdürülebilir bir diplomatik diyalog ile mümkündür. Münhasır Ekonomik Bölge (MEB) kıyılarımıza bitişik, 200 deniz miline kadar olan deniz kaynakları üzerinde özel haklara sahip olduğumuz bölgedir. Bu bölgeyi de sömürgecilik zihniyetinden korumak Mavi Vatan’ımız için mücadele etmek gerekmektedir.
Bugün Kıbrıs Rum kesiminde 14 yaşına kadar çocuklara silah eğitimi verilmekte, Rum kesimi ciddi bir şekilde silahlandırılmaktadır.
KKTC’nin dibinde neler oluyor, amaçları ve hedefleri nefir, hepimizin gözünün orada olmadı ve sorgu hatlarımızın çalışıyor konumda olması gerekmektedir..
Devletimizi yönetenlerin bu durumdaki stratejileri KKTC’nin ve Türkiye Cumhuriyeti’nin menfaatlerini koruyarak gerekli adımları “devlet anlayışı” ile yapmaları gerekmektedir…" ifadeleri kullanıldı.







