25 Temmuz 2026 - Cumartesi

İran-ABD ve İsrail Gerilimi Gölgesinde NATO Zirvesi

81 Düzce Haber Köşe Yazarı Ercan Gök "İran-ABD ve İsrail Gerilimi Gölgesinde NATO Zirvesi" başlıklı yeni yazısını yayımladı.

Yazar - Ercan Gök
Okuma Süresi: 11 dk.
Ercan Gök

Ercan Gök

-
Google News

2022 yılında Ukrayna-Rusya arasında başlayan savaş ile Batı ile Doğu arasındaki ayrışma daha da derinleşmiştir. Yaklaşık 4 yıldır devam eden zorlu ve kaotik süreçte NATO üzerinden Avrupa ve ABD arasında önemli anlaşmazlıklar göze çarpmaktadır. Buradaki en temel sorun, ABD'nin yıllardır NATO üzerinden askerî ve mali açıdan Avrupa'nın yükünü üstlenmesidir. Biden döneminde bu sorunlar çok dillendirilmese de Başkan Trump döneminde özellikle vurgulanarak külfet paylaşımı ön plana çıkarılmaya başlanmıştır. Tüm bu süreç içerisinde ABD'nin İran'ın nükleer silah elde etmesine karşı olması ve bölgede İsrail'e karşı İran'ı bir tehdit unsuru olarak görmesi, İran-ABD geriliminin temelini oluşturmaktadır. ABD Başkanlık seçimleri sürecinde dünyaya barış vadinde bulunan Trump'ın bu sözünü tutamadığı görülmektedir. Nitekim İsrail'in Filistinlilere karşı başlattığı savaşla bölgede yayılmacı politikası önünde İran'ı engel olarak görmesi, İran-ABD ve İsrail savaşının patlak vermesine neden olmuştur.

Müttefik devlet olan ABD ve İsrail'in İran'a saldırması dünya kamuoyunda dehşetle karşılanmış ve "3. Dünya Savaşı mı başlayacak?" sorusunu akla getirmiştir. Özellikle ABD ve İsrail'in hava kuvvetleri üstünlüğünü kullanması sonucu zor durumda kalan İran'da iç savaş başlatılması hedeflense de ABD ve İsrail amaçlarına ulaşamamıştır. Buna ek olarak silah ve mühimmat üstünlüğünü kullanan ABD ve İsrail'in hesaba katmadığı iki aktör söz konusuydu: Çin ve Rusya. Özellikle Çin, İran'a yaptığı teknoloji transferi ile ABD ve İsrail'in hava üstünlüğüne karşı bir güç oluşturarak saldırıların etkisizleştirilmesinde etkin rol oynamıştır. Oysaki gerek ABD ve İsrail gerekse İran'dan tutun Rusya ve Çin'e kadar hiçbir devletin savaş teknolojisi ve mühimmat bakımından uzun bir savaşa dayanması pek olası değildir. Nitekim bunun farkında olan ABD, İsrail dayatması ile girdiği savaştan gerek siyasi gerekse ekonomik olarak daha fazla zarara uğramamak için görünüşte İran'ın nükleer silahlanmayı bırakması, Hürmüz Boğazı'nda İran'ın etkin rolü, iki taraflı barışın tesis edilmesi ve bölgede sulhun sağlanması yönündeki argümanlarını öne sürmekte iken, aslında arka planda ABD'nin yadsınamaz kayıplar yaşaması iki taraflı müzakereleri zaruri hâle getirmiştir.

İran, ABD üslerinin bulunduğu ülkelere ve İsrail'e füze saldırısında bulunarak "Demir Kubbe" olarak tanımlanan hava savunma sistemini etkisizleştirmiş ve İsrail'i zarara uğratmıştır. Bu durum, en azından ABD üslerinin bulunduğu ülkelerin ABD'yi barışa zorlamasında önemli bir strateji olarak sonuç vermiştir. İran açısından endişe yaratan husus, ABD'nin her müzakere sürecinde İran'a saldırı düzenlemesidir. Bu durum karşısında İran, ABD'ye karşı büyük bir güvensizlik duygusu beslemektedir. Ancak çeşitli anlaşmazlıklara ve güvensizlik hissiyatına rağmen yeniden ikili müzakerelere başlanmıştır. Tüm bu konjonktürel süreçte Türkiye'de NATO Zirvesi planlanmış ve 7-8 Temmuz itibarıyla Ankara'daki 36. NATO Devlet ve Hükûmet Başkanları Zirvesi'ne NATO'ya üye devletlerin liderleri katılmıştır. Zirvede dikkat çeken birkaç hususa değinmemek elde değildir. Fransa Devlet Başkanı Macron zirveye gözlükle katılırken, Arnavutluk Başbakanı Edi Rama spor ayakkabı tercihiyle dikkati çekti. Bunun yanı sıra Yunanistan Başbakanı Miçotakis'in Külliye'de Mehter Marşı çalınması eşliğinde kırmızı halıdaki yürüyüşü sosyal medyada gündeme oturdu. Ancak 36. NATO Devlet ve Hükûmet Başkanları Zirvesi, Türkiye açısından önemli kazanımların elde edilmesinde etkin rol oynamıştır. Peki, yerel ve uluslararası kamuoyunun aklına tek bir soru gelmektedir: Türkiye'nin NATO Zirvesi'nden ne gibi kazanımları oldu? Türkiye açısından NATO Zirvesi'nin önemli kazanımları olduğu değerlendirilen konular söz konusudur.

Birincisi, NATO Zirvesi gibi uluslararası bir etkinin yaratıldığı bir süreçte bölgesel bir güç olarak Türkiye önemli bir prestij kazanmıştır. Uzun zamandır teknolojik gelişmeler, güçlü siyasi ve diplomatik temaslar neticesinde Türkiye, uluslararası arenada kendi yerini sağlamlaştırmış ve birçok devlet tarafından dikkate alınmaya başlamıştır. Esasında bunun en önemli nedenlerinden bir diğeri de Azerbaycan ile Ermenistan arasındaki Karabağ Savaşı'nın patlak vermesine müteakip Türk SİHA ve İHA'larının savaşın seyrini değiştirmesidir. İkincisi, CAATSA yaptırımlarının kaldırılması konusudur. Üçüncüsü ise F-35 projesi kapsamında Türkiye'ye verilmesi planlanan ve ödemesi yapılan 6 adet F-35 savaş uçağının teslim edilmesidir. Türkiye açısından önemli olan hava savunma sistemi ve uçak gibi savaş araçlarının kısa vadede temin edilmesi, önemli bir güvenlik önlemidir. Son olarak ise milli savaş uçağımız KAAN’a ABD’den motor temin edilmesi yönünde olumlu görüşmedir. Nitekim son dönemlerde uluslararası arenada devletler arasındaki çıkar çatışmasına bağlı olarak keskinleşen ve kutuplaşmalara neden olan çatışma hâli, silah ve savunma sistemlerine öncelik verilmesine neden olmuştur. Bu bağlamda Türkiye, hava savunma sistemlerine odaklanmış ve öncelikle Avrupa'dan Patriot hava savunma sistemlerinin ülke topraklarında konuşlandırılması ve satılması hususlarında derin ilişkiler geliştirmeye çalışmıştır. Ancak Batı'dan istenilen karşılığı bulamayan Türkiye, kısa vadede güvenlik açığı oluşumunu önlemek için Rusya hava savunma sistemi olan S-400'lerin alınmasına öncelik vermiştir. Türkiye tarafından S-400'lerin alınması Batı'da tepkiyle karşılanmışsa da Türkiye, Batı'nın kendisine uyguladığı iki yüzlü politikanın farkındaydı. Bu yüzden de Türkiye, S-400'lerin Rusya'dan satın alınarak ülke topraklarında konuşlandırılmasına önem vermiş ve Batı'nın tepkilerini göğüslemiştir.

İsrail açısından bakıldığında ise Orta Doğu'nun yadsınamaz önemi gözden kaçırılmamalıdır. İsrail, önce Filistin toprakları üzerindeki emellerine ulaşmak için Filistin halkının yok edilmesine yönelik askerî operasyonlar düzenlemiş ve buna ek olarak çevre ülkelere yönelik birtakım saldırılar da gerçekleştirmiştir. Özellikle Esad yönetiminin Suriye'de sona ermesi ile bölgede oluşan otorite eksikliği sonucunda Suriye topraklarındaki Golan Tepeleri'ni bombalamıştır. Bunun yanı sıra komşu ülkelerden Lübnan'ın da bombalanması, Orta Doğu'da baş gösteren huzursuzluğun devam etmesinde önemli bir yere sahiptir. İran'ın İsrail politikalarına karşıt tavrı ve İsrail'e yönelik propagandaları, bölgesel güç olmak isteyen ve bölgede tek egemen devlet olarak diğer devletler üzerinde tahakküm kurmak isteyen İsrail'in İran'a saldırı başlatmasında önemli etkenlerden birini oluşturmaktadır. ABD ile İsrail'in İran'a yönelik saldırılarının ana nedenlerinden bir diğeri ise İran'ın nükleer program kapsamında uranyum zenginleştirme faaliyetleridir. ABD, Kuzey Kore örneğinde olduğu gibi, İran'ın nükleer silah sahibi olmasının Orta Doğu'daki güç dengesini kendi aleyhine değiştireceğini düşünmekte ve bu nedenle İran'ın nükleer kapasite kazanmasını önlemeye çalışmaktadır. Ancak görünen o ki ilk zamanlarda İran, ABD saldırılarına hava savunma sistemleri ve savaş uçakları ile karşılık veremese de füze sistemleri ile İsrail ve ABD üslerinin bulunduğu ülkelere etkin saldırılar düzenlemiştir. Nitekim daha önce de vurgulandığı üzere Rusya ve Çin'in arka planda İran'a siber teknolojik destek vermesi ile savaşın seyri değişmiştir. Şunu unutmamak gerekir ki hiçbir ülke sonsuza dek savaşabilme ve mühimmat temin etme kapasitesine sahip değildir.

Sonuç olarak, uluslararası arenada devam eden çatışma hâli devletlerin kendi güvenlik politikalarında birtakım değişiklikler yapma gereksinimi yaratmıştır. Avrupa, daha önceki dönemlerde askerî harcamalardan ziyade toplumsal ve kültürel birçok konuda harcamalara ağırlık verirken, dönemin koşulları değerlendirildiğinde ortaya çıkan güvenlik ikilemi Avrupa'nın askerî ittifaklara ve askerî harcamalara daha fazla bütçe ayırmasına neden olmuştur. Aslında dünyada yaşanan kaotik durum nedeniyle ABD'nin, diğer NATO üyesi olan müttefik devletler üzerinde daha baskın bir rol üstlenmeye başladığı görülmektedir. Bu kapsamda NATO Zirvesi'nin önemi yadsınamaz. Ancak şunu belirtmek gerekir ki özellikle Trump dönemine bakıldığında, NATO üzerinden Avrupa'nın külfet paylaşımına katılması yönünde baskı yapılması ve NATO'nun ABD olmadan önemli bir güç olma niteliğini kaybetme riski göz ardı edilmemelidir. Avrupa devletleri ile ABD arasında NATO üzerinden yaşanan zıtlaşmanın NATO'nun geleceğine dair karanlık bir tabloya işaret ettiği bir dönemde, Ankara'da düzenlenen NATO Zirvesi'nde liderlerin bir araya gelmesi ve sergilenen olumlu ilişkiler, NATO'nun geleceğine ilişkin en azından kısa vadede önemli bir umut ışığı oluşturduğu izlenimini yaratmaktadır.

İsrail-ABD ve İran geriliminde ise görünen o ki iki taraf da elde edebileceği maksimum faydaya ulaşmadan anlaşmaya razı olmamaktadır. ABD, bir yandan İran'ın nükleer programdan vazgeçmesini isterken, diğer yandan da Hürmüz Boğazı üzerinde İran'ın etkinliğine karşı adımlar atmaktan çekinmemektedir. ABD, İran'a taviz vermeye başladığı takdirde siyasi, ekonomik ve askerî birçok konuda ne gibi kayıplar yaşayacağının farkında olarak politika izlemektedir. Nitekim aynı yaklaşımın İran tarafında da benimsendiği görülmektedir. İran da artık taviz vermenin kendisine faydadan çok zarar vereceğinin farkında olan bir devlet olarak menfaatlerine uygun politikalar izlemekte ve topraklarına yönelik saldırılara aynı şiddette karşılık vermeye çalışmaktadır. Tüm bu gelişmeler ışığında yeni dünya düzeni daha şiddetli ve kaotik bir sürece doğru evrilmekte ve realist bir bakış açısıyla güçlü devletlerin etkin olduğu, güvenlik sorunlarının ön plana çıktığı yeni bir dünya düzeni oluşmaktadır. Artık her devlet, "self-help" (kendi kendine yardım) ilkesi kapsamında kendi öz kaynaklarına güvenmeli ve diğer devletlerle olan ittifak ilişkilerini kendi menfaatleri doğrultusunda yürütmelidir.

#
Yorumlar (0)
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.