Venezuela, İran ve Suriye Üzerinden Küresel Güç Dengeleri
81 Düzce Haber köşe yazarı Ercan Gök'ün "Venezuela, İran ve Suriye Üzerinden Küresel Güç Dengeleri" başlıklı yeni köşe yazısı yayımladı.

Ercan Gök
-Soğuk savaş sonrası süreç ideolojik olarak devletler arasındaki kamplaşmaların yerine enerji kaynakları, bölgesel nüfuz alanları ve rejim güvenliği gibi önemli kavramlar ön plana çıkmıştır. Özellikle son günlerde meydana gelen gelişmelere bakıldığında Venezuela, İran ve Suriye örnekleri, enerji jeopolitiği ile rejim karşıtı baskıların nasıl iç içe geçtiğini gösteren üç kritik vaka olarak göze çarpmaktadır. Bu ülkelerde yaşanan krizlere bakıldığında yalnızca iç dinamikler açısından değil aynı zamanda ABD, Çin ve Rusya arasındaki küresel güç mücadelesinin doğrudan yansımalarını uluslararası arenada görmekteyiz.
Venezuela: Petrol, Çin–Rusya Hattı ve ABD’nin Stratejik Kaygıları
- Venezuela’nın Petrol Gücü
Venezuela ile dünyadaki diğer petrol üreticisi ülkelere bakıldığında Venezuela, yaklaşık 300 milyar varili aşan kanıtlanmış petrol rezerviyle dünyada ilk sırada yer almaktadır. Bu yönüyle bakıldığında Venezuela’nın sadece ekonomik anlamda değil aynı zamanda stratejik bir ülke oldu gerçeği yadsınamaz. Ancak Maduro dönemindeki veriler ile önceki dönem veriler kıyaslandığında Venezuela’nın ciddi düzeyde petrol üretiminin düştüğü anlaşılmaktadır. Özellikle Venezuela’ya yönelik ABD yaptırımları sonucu Batı pazarlarına erişim konusunda sorun yaşayan Venezuela için alternatif pazarlar hayati önem kazanmıştı
2. Çin ve Rusya’ya Yönelen Petrol
ABD yaptırımlarına bağlı olarak Venezuela petrolünün dikkate değer bir kısmı Çin ve Rusya’ya gitmeye başlamıştır. Çin’e yapılan petrol ihracatı uzun vadeli kredi ve petrol antlaşmaları ile sağlanırken Rusya’ya ise Rosneft üzerinden dolaylı satışlar ve lojistik destekle petrol gitmeye başlamıştır. Venezuela petrolünü Çin ve Rusya kapsamında Stratejik olarak değerlendirmek yapmak gerekirse Çin açısından Venezuela petrolü sadece enerji gereksinimine değil aynı zamanda ABD-Çin rekabetinde ABD’nin dolar üzerinden kurmuş olduğu baskın ticaret mekanizmalarını işlevsiz hale getirmek için kullanmaktadır. Rusya açısından bakıldığında ise ABD’nin bir nevi “arka bahçesi” olan Latin Amerika kıtasında Venezuela ABD karşıtlığı ile dengeleyici unsur olarak değerlendirilmektedir.
3. ABD Açısından Endişenin Kaynağı
ABD’nin Venezuela’ya yönelik sert tutumunun temel nedenleri şunlardır: Birincisi, Venezuela petrolünün ABD’nin kontrolü dışında başka ülkelere özellikle de Çin’e ihracı sonucu ortaya çıkan arz güvenliğidir. İkincisi, ABD-Çin rekabetinde Çin’in Batı Yarımküre’ de kalıcı olarak enerji varlığı koruması neticesinde ABD’de tehdit algısı yaratmasıdır. Son olarak ise ABD’nin uluslararası arenada önemli bir rakip olarak gördüğü ve soğuk savaş döneminden beri rekabet içerisinde olduğu Rusya’nın bölgede askeri ve siyasi bakımdan nüfuz sahibi olmasıdır. Bu bağlamda Venezuela’da iktidar sahibi olan Madura yönetimi, ABD açısından sadece otoriter bir rejim olarak değil aynı zamanda küresel güç dengesini tehdit eden bir aktörle ittifak kurmuş bir yönetim olarak görülmektedir.
Venezuela’nın Petrol Gücü, Çin ve Rusya’ya Yönelen Petrol ve ABD Açısından Küresel Endişenin Kaynağı gibi kavramlar üzerinden ABD Başkanı Donald Trump ve Maduro arasındaki siyasi ve ekonomik tartışmalar sonucunda Donald Trump’ın Maduro yönetimini terör listesine ekleyerek Kongre onayı olmadan Venezuela’ya askeri operasyon düzelme yetkisini kullanması Maduro’nun evinde operasyon ile alınmasında önem arz etmektedir. Buradaki önemli nokta, Bir ülke liderinin nasıl olur da kısa bir süre içerinde askeri tabirle “paketlenerek” ABD’ye getirilmesindeki etkin rol oynayanların kimler olduğudur. ABD’nin Venezuela liderini askeri operasyon ile ele geçirmesi elbette Venezuela üzerindeki Çin ve Rusya gibi ülkelerin bölgedeki etkinliklerine önemli bir engel teşkil etmektedir. Nitekim, Latin Amerika bölgesinde Çin ve Rusya enerji ve itibar kaybı yaşamıştır
II. İran: Şah Rejiminin Devrilmesi ve Rejim Değiştirme Travması
- 1979 Devrimi’nin Jeopolitik Mirası
İran’da Şah Muhammed Rıza Pehlevi’nin devrilmesi (1979), ABD ve İngiltere gibi Batı dünyası açısından gerek siyasal gerekse de ekonomik anlamda önemli stratejik kayıplarından biri olarak kabul edilebilmektedir. Bu bağlamda, Şah rejiminin devrilmesinin stratejik kayıp olarak nitelendirilmesinin nedenleri nelerdir? Sorusu akla gelmektedir. Bu nedenlerden birincisi, İran, ABD’nin Orta Doğu’daki en önemli müttefikiydi. İkincisi, Petrol, askeri üsler ve Sovyet karşıtı politikalar açısından İran önemli bir denge unsuru niteliği taşımaydı. Üçüncüsü, Şah Rejiminin sona ermesine neden olan devrimle birlikte ABD yanlısı monarşi yerine anti-Amerikancı bir İslam Cumhuriyeti kuruldu.
Sonuç olarak, tüm bu gelişmeler ekseninde ortaya çıkan olaylar, ABD dış politikasında “kontrol edilemeyen devrim korkusunu” kalıcı hale getirdi.
2. İran Rejimini Devirme Fikrinin Sürekliliği
Şah’ın devrilmesinden sonra ABD ve müttefikleri: doğrudan askeri müdahale, ekonomik yaptırımlar, iç muhalefeti destekleme, medya ve psikolojik savaş gibi birçok seçenek ve yöntemlerle İran rejimini zayıflatmaya çalıştı. Belirlenen ve belli noktada Batı tarafından uygulanan yöntemler kısmi olarak da olsa İran rejiminde etki yaratmıştır. İran’a ait genel verilere bakıldığında; İran, dünya petrol ve doğalgaz rezervlerinde ilk beş içindedir. Hürmüz Boğazı üzerinden küresel petrol ticaretinin yaklaşık %20’si geçmektedir. Bu nedenle İran’da gerçekleşebilecek bir rejim değişikliği, enerji fiyatlarından Körfez güvenliğine ve Çin’in enerji tedarikine kadar uzanan geniş bir alanda doğrudan etkiler doğurabilecek niteliktedir.
3. Bugünkü Protestolar ve Tarihsel Hafıza
Günümüzdeki güncel protestolarına bakıldığında İran yönetimi, rejim karşıtı gösterileri değerlendirirken 1979 deneyimini sürekli hatırlamaktadır. Bu bağlamda yönetime karşı ileri sürülen reform talepleri bile İran yönetimi tarafından rejim tehdidi olarak algılamakta ve bu durum ise yönetimin güvenlik eksenli politikalar sergilemesine neden olmaktadır. Bu durum, İran’da her protestonun neden sert bastırıldığını tarihsel olarak açıklamaktadır.
III. Suriye’de SDG: Enerji, Güvenlik ve Bölgesel Denklem
1. SDG’nin Kontrol Ettiği Alanların Önemi
Suriye Demokratik Güçleri (SDG), Suriye’nin kuzeydoğusunda: Petrol sahalarının önemli bir bölümünü, Tarım arazilerinin büyük kısmını ve Fırat Nehri havzasını kontrol etmektedir.
Suriye’nin savaş öncesi petrol üretiminin yaklaşık %70’e yakını, bugün SDG kontrolündeki alanlarda bulunmaktadır.
2. ABD–SDG ilişkisi ve Şam Yönetimi Açısından SDG
ABD açısından SDG’nin önemine değerlendirdiğimizde; SDG, DEAŞ’la mücadelede kara gücü olarak ön plana çıkmaktadır. Bunun yanı sıra SDG, hem İran’ın Suriye’deki kara koridorunu sınırlayan bir bariyer görevi görmekte hem de Şam yönetimine karşı baskı aracı olarak görülmektedir. Bu nedenle SDG’nin varlığı, Şam yönetiminin ülke geneline tam egemenliğini engellemekte ve İran ve Rusya’nın Suriye’deki nüfuzunu sınırlamaktadır. Şam yönetimi için SDG, Şam (ŞARA) yönetiminin Suriye’deki egemenliğine tehdit unsuru olarak görülmektedir. Öte yanda da SDG, ABD destekli ve fiili olarak özerk hareket eden bir yapı olarak bölgede enerji ve gelir kaybına da neden olmaktadır. Sonuç olarak taraflar arasındaki gerilim yapısal niteliğe sahiptir ve bu kapsamda taraflar arasında sorunun demokratik yollardan kısa vadede tamamen çözülmesi olası görülmemektedir.
IV. Karşılaştırmalı Genel Değerlendirme
Bu üç örnek birlikte ele alındığında, ABD’nin farklı coğrafyalarda benzer ancak bağlama özgü kaygılar taşıdığı görülmektedir. Venezuela örneğinde petrol kaynakları ile Çin ve Rusya’nın artan etkisi öne çıkmakta; bu durum ABD açısından Batı Yarımküre’de enerji güvenliği ve stratejik nüfuz kaybı riski yaratmaktadır. İran’da ise devrimci geçmişin oluşturduğu siyasal hafıza ile zengin enerji kaynakları birleşmekte ve ABD’nin Orta Doğu’da kontrol edemediği, öngörülemez bir güç algısını beslemektedir. Suriye örneğinde ise SDG’nin varlığı ve petrol sahaları kritik bir rol oynarken, ABD’nin temel kaygısı İran ve Rusya’nın bölgedeki etkisini sınırlandırmak ve bu iki aktörün kalıcı bir nüfuz alanı oluşturmasını engellemektir. Bu çerçevede, her üç ülke de farklı dinamiklere sahip olsa da ABD dış politikasında enerji, nüfuz ve jeopolitik denge arayışının ortak belirleyiciler olduğu söylenebilir.
Sonuç
Venezuela, İran ve Suriye’de yaşanan krizler; enerji kaynakları, rejim güvenliği ve büyük güç rekabetinin iç içe geçtiği örneklerdir. ABD’nin bu ülkelere yönelik politikaları, çoğu zaman demokrasi söylemiyle gerekçelendirilse de esas belirleyici unsur petrol, stratejik coğrafya ve küresel güç dengesi olmaktadır. Bu bağlamda:
- Venezuela’da petrolün Çin ve Rusya’ya akışı
- İran’da Şah rejiminin devrilmesinin yarattığı tarihsel travma
- Suriye’de SDG’nin enerji ve güvenlik rolü
aynı jeopolitik zincirin farklı halkalarıdır.