Osmanlı’dan Bugüne Düzce’nin Saklı Cenneti: Yığılca
81 Düzce Haber Köşe Yazarı Tarık Şahin'in "Osmanlı’dan Bugüne Düzce’nin Saklı Cenneti: Yığılca" başlıklı yeni yazısını yayımladı.

Tarık Şahin
-Batı Karadeniz’in içlere doğru saklanmış, adı pek duyulmasa da ruhu derin bir coğrafyadır Yığılca. Bugün Düzce’ye bağlı bir ilçe olarak anılsa da, Yığılca’nın hikâyesi idari sınırların çok ötesine uzanır; Osmanlı’dan bugüne süzülen bir zaman çizgisinde, doğa ile insanın kurduğu kadim bir ortaklığın izlerini taşır.
Osmanlı’nın bölgeye yerleşme siyasetiyle birlikte Yığılca ve çevresi, hem bir iskân alanı hem de bir geçiş coğrafyası olmuştur. Orhan Gazi döneminde yöreye yerleştirilen Oğuz boyları, Yığılca’nın dağlarına, ormanlarına ve derin vadilerine yalnızca evlerini değil, kültürlerini de bırakmıştır. Bu nedenle Yığılca köyleri, yalnızca taş ve ahşaptan ibaret değildir; her biri sözlü tarih, gelenek ve hafızayla örülüdür. Tarihsel kaynaklara göre, Orhan Gazi’nin Düzce ve Bolu civarını fetih sürecinde Yığılca’ya yerleştirilen ilk Kayı boyu mensuplarından birinin Karakaş Köyü olması, bu toprağın taşıdığı tarihsel hafızayı daha da anlamlı kılar.
Yığılca ilçemizin insanını, samimiyetini ve karakterini ben Muharrem Yaman abimiz sayesinde daha yakından tanıma fırsatı buldum. Onun duruşu, Yığılca’nın insan sıcaklığını ve kültürel derinliğini anlamamda önemli bir köprü oldu.
Yığılca’yı “saklı cennet” yapan asıl unsur, zamanla kurduğu mesafedir. Büyük yolların, aceleci şehirlerin ve gürültülü kalabalıkların uzağında kalmayı başarmış olmasıdır. Geniş yapraklı ormanları, sisle örtülen tepeleri, dere kenarlarında kurulan köyleriyle Yığılca, hâlâ kendi ritmiyle yaşayan nadir yerlerden biridir. Burada mevsimler takvimle değil; toprağın kokusuyla, arıların çalışmasıyla, yaprağın sararmasıyla anlaşılır.
Cumayeri’nden, Akçakoca’dan, Kaynaşlı’dan bakıldığında Yığılca, sanki içe doğru çekilmiş bir dünya gibidir. Ama içine girildiğinde, bu kapalılığın bir yoksunluk değil, bilgelik olduğu fark edilir. Arıcılığıyla meşhur Yığılca balı, yalnızca bir ürün değil; binlerce çiçeğin, temiz havanın ve sabrın damıtılmış hâlidir. Orman köylüsünün emeği, hâlâ doğayla kavga etmeden üretmenin mümkün olduğunu gösterir.
Cumhuriyet döneminde de Yığılca, büyük sanayi hamlelerinin dışında kalmış; bu durum kimi zaman bir geri kalmışlık gibi görülse de, bugün dönüp bakıldığında büyük bir kazanım olduğu anlaşılmaktadır. Betonlaşmadan, plansız büyümeden ve doğa tahribatından büyük ölçüde korunmuş olması, Yığılca’yı geleceğin en kıymetli yerlerinden biri hâline getirmiştir.
Bugün Yığılca, sessizliğin kıymetini bilenler için bir sığınaktır. Yürüyüş yapmak, bir dere kenarında durup suyun sesini dinlemek, bir köy kahvesinde sözü ağır ağır dolaştırmak isteyenler için bulunmaz bir yerdir. Burada insan, doğanın misafiri olduğunu unutmaz; belki de Yığılca’nın asıl öğretisi budur.
Osmanlı’dan bugüne uzanan bu saklı cennet, yalnızca anlatılmayı değil, korunmayı da hak ediyor. Çünkü Yığılca, geçmişten gelen bir hatıra değil; doğru okunursa geleceğe bırakılacak en temiz miraslardan biridir. Geniş ormanları, sisle örtülen yaylaları, serin dereleri ve mevsimle birlikte renk değiştiren tepeleriyle Yığılca; insanına sükûneti, sabrı ve doğayla uyum içinde yaşamayı öğretir. Burada tabiat yalnızca bir manzara değil, bir terbiyedir. Belki de Yığılca insanının içtenliği, sözünün ağırlığı ve misafirperverliği bu yeşil sessizlikten, bu bereketli topraktan gelir.**
Bir Kadrajdan Daha Fazlası: Yığılca’nın Gönüllü Gözü Savaş Candan
Yığılca’yı anlatırken doğadan, ormandan, sudan ve sessizlikten söz ediyoruz ama bu güzelliklerin görünür olmasında emeği olan isimleri anmadan eksik kalırız. İşte bu noktada, Yığılca Belediyesinde görev yapan Savaş Candan, ilçenin sessiz ama en etkili anlatıcılarından biri olarak öne çıkıyor.
Yıllardır, herhangi bir beklenti ya da gösteriş kaygısı olmadan; kimi zaman sisli bir sabahın erken saatinde, kimi zaman gün batımının son ışıklarıyla Yığılca’yı kendi kadrajından belgeleyen bir isim Savaş Candan. Belediye web sayfasında ve sosyal medya hesaplarında paylaşılan fotoğraflar, yalnızca birer görsel değil; Yığılca’nın ruhunu taşıyan tanıklıklar adeta. O fotoğraflarda çoğu zaman insan yoktur ama insanın içini ferahlatan bir hâl vardır.
Onun objektifi, Yığılca’yı “bakılan” değil “hissedilen” bir yer hâline getirir. Bir orman yolunda uzayan gölgeler, bir dere kenarında duran sessizlik, yaylada açan tek bir çiçek… Hepsi, doğaya sabırla yaklaşan bir bakışın ürünüdür. Bu yönüyle Savaş Candan, yalnızca fotoğraf çeken biri değil; yaşadığı coğrafyaya karşı sorumluluk duyan bir gönüllüdür.
Bugün Yığılca’yı hiç görmemiş pek çok insan, ilçeyle ilk temasını bu fotoğraflar sayesinde kuruyor. Belki bir ekran üzerinden ama samimi, sahici ve filtresiz bir temas bu. İşte bu yüzden yapılan iş, sıradan bir paylaşımın çok ötesinde; bir yerel hafıza oluşturma çabasıdır.
Köşemizde Savaş Candan’dan bahsetmek, aslında Yığılca’nın kendisinden bahsetmektir. Çünkü bazı insanlar vardır; yaşadıkları yere ses olmadan, slogan atmadan, yalnızca işini iyi yaparak hizmet ederler. Yığılca’nın saklı cennet oluşunda doğanın payı büyük ama onu görünür kılan kadrajların da payı inkâr edilemez.
Bu vesileyle, Yığılca’yı seven, koruyan ve anlatan herkese olduğu gibi; yıllardır bu güzelliği sabırla belgeleyen Savaş Candan’a da teşekkür etmek gerekir. Çünkü bazı fotoğraflar, bir ilçenin en temiz tanıtımıdır.
Düzce’den, Yığılca’dan; memleket hasretiyle ama gururla,
Muharrem Yaman abimize ve Savaş Candan kardeşimize,tüm Yığılca halkına kucak dolusu selamlar ve sevgiler…