Yoksulluk Mu? O da Ne, Yeni Modeli Çıktı mı?
81 Düzce Haber köşe yazarı Kadir Gülbay "Yoksulluk Mu? O da Ne, Yeni Modeli Çıktı mı?" başlıklı yeni yazısını yayımladı.

Kadir Gülbay
-Türkiye’de yoksulluk artıyormuş… Öyle diyorlar. Ama pek inandırıcı gelmiyor doğrusu. Çünkü bizde yoksulluk dediğin şey, öyle sessiz sakin gelen bir misafir değil; davul zurna ile gelir, story atar, üstüne bir de taksitle alınır.
Bak mesela su faturası… Suyun kendisi 100 lira. Ama yanında “atık bedeli” diye bir şey var, 300 lira. Yani musluktan akan sudan çok, akmayan şeyin parasını ödüyoruz. Ama olsun, biz medeni insanlarız. “Atık da önemli tabii” deyip ödüyoruz. Hatta az bile diyoruz, keşke biraz daha alsalar da içimiz rahat etse.
Eczaneye gidiyorsun… Doktor yazmış ilacı. Gidiyorsun, eczacı diyor ki “Şu kadar fark çıktı.” İyi de kardeşim, bu ilacı ben keyfimden mi alıyorum? Yok. Ama olsun, sağlığımız önemli. Zaten hasta olmanın kendisi pahalı, iyileşmenin de bir bedeli olmalı. Bedava iyileşsek ayıp olur.
Ekmeğe bakalım… 20 lira olmuş. Ama fırınlar tıklım tıklım. Üretim tam gaz. Kimse demiyor ki “Dur biraz yavaşlayalım, bu iş nereye gidiyor?” Yok. Sabah, öğlen, akşam… Ekmek var, alan var. Demek ki durum o kadar da kötü değil. Aç olsak almayız değil mi? (Mantık şahane.)
Tapu harçları uçmuş. Ev almak zaten hayaldi, şimdi rüya bile pahalı. Ama satışlar? Full devam. İnsan soruyor: “Bu millet fakirse bu evleri kim alıyor?” Herhalde hepimiz zenginiz ama haberimiz yok. Ya da zenginlik tanımı değişti: Borcu olan ama ödeyebildiği sürece mutlu olan kişi.
Akaryakıt… Orası zaten ayrı bir sanat eseri. Benzin fiyatları roket gibi, ama trafikte yer yok. Sanki bedava dağıtılıyor. Kimse arabayı bırakmıyor. Kontak kapatan yok. Hatta zam geldikçe daha çok gezen var gibi. “Depoyu fullemeden rahat edemem” diyen bir ruh hali… Ekonomik değil, psikolojik bir mesele artık.
Cep telefonları… ÖTV desen ayrı, fiyatlar zaten uzay seviyesinde. Ama herkesin elinde son model. “Açız ama kamerası iyi olsun” diye bir ekonomi modeli geliştirdik. Aç kalırız ama 3 lens eksik olsun istemeyiz. Çünkü önemli olan hayatı yaşamak değil, güzel çekmek.
Kısacası, bizde yoksulluk öyle klasik anlamıyla yok. Biz onu biraz modernize ettik. Premium yaptık. Abonelik sistemi gibi… Her ay düzenli ödüyorsun, karşılığında “yaşıyormuş hissi” geliyor.
Şimdi biri çıkıp da “Halk zor durumda” deyince insan ister istemez düşünüyor:
“Bu kadar zor durumdaysak, bu kadar rahat nasıl yaşıyoruz?”
Belki de mesele yoksulluk değil…
Belki mesele, alışkanlık.
Çünkü biz her şeye alışırız.
Zamlara, farklara, harçlara…
Hatta yoksulluğun kendisine bile.
Ama en çok da…
Ses çıkarmamaya alışırız.